Aşure Günü İmkan Dahilinde İşlenecek 25 Haslet

l) Tevbe istiğfarda bulunmak. Nitekim Hz.Ali (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasû lüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “O (muharrem ayı)nda öyle bir gün vardır ki Allâh-u Te […]

l) Tevbe istiğfarda bulunmak.

Nitekim Hz.Ali (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasû lüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:

“O (muharrem ayı)nda öyle bir gün vardır ki Allâh-u Te alâ o (Âşûrâ) gün(ün)de (Âdem (Aleyhisselâm)ın tevbesini kabul ettiği gibi Yûnus ve Mûsâ (Aleyhimes- selâm)ın ümmeti gibi) bir kavmin tevbesini (de) kabul etmiştir ve yine o (Âşûrâ) gün(ün)de (ümmet i Muhammed’den o günün kıymetini bilip amellerini ifâ eden) başka toplulukların da tevbesini kabul ede (çekti) r.”

(Tirmizî, Savm-AO, no:741, 3/117; Ahmed ibniHanbel, el-Müsned, no: 1335, 2/448)

 

Bununla âmil olmak için en azından 25 veya 27 kere şu istiğfârı okumakta çok fayda vardır. Nitekim Şeyh Ali ibni Ebî Bekr es-Sekkâf (Rahimehullâh) “Me‘âricü’l-hidâye” isimli eserinde şöyle demiştir:

“Meşhur olan istiğfâr çeşitlerinden biri de, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den rivayet edilen:

 

“Her kim sabahtan ve ikindiden sonra yirmi beş kere, diğer bir rivayette yirmi yedi kere:

‘Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, O Rahmân ve Rahim, O Hayy-ü Kayyûm olan, O hiç ölmeyecek Allah’tan mağfiret talep ediyorum ve O’na tevbe ediyorum. Ey Rabbim! Beni affet’ derse, ne canında, ne ailesinde, ne evinde, ne de bulunduğu şehirde istemediği bir şey görmez.”

(Habîb Zeyn, en-Nücûmü’z-zâhira, sh:144; Seyyid Muhammed Alevî el-Mâlikî, Ebvâbul-ferac, sh:221; Muhhu’l-‘ibâde sh:724; Şerci, el-Fevâid, Ali ibni Hasen el-Attâs, el-Kırtâs, 2/248) hadîs-i şerifinde geçen istiğfardır.

 

O halde sabah-akşam bu istiğfâra devam etmek lazımdır. Meşâyıhtan bir cemaat, aralarında bu istiğfârı vasiyetleşirler ve bunda gördükleri büyük fayda, üstün bereket ve kıymetli muhâfazadan dolayı bunu tale­belerine, çocuklarına ve arkadaşlarına tavsiye ederlerdi.

 

2) (Farz namazlar dışında nâfile) namaz (kılmak). (O gün kılınacak bazı namazların tarifleri geride zikredildi.)

3) Oruç tutmak. (Bu husustaki faziletler geride zikredildi.)

4) Sıla-i rahim (akrabayı arayıp sormak). Bu hususta Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyur­duğu rivayet olunmuştur:

“Her kim akrabasıyla ilişkini kesmiş (bir durumda) olur da, Âşûrâ günü o akrabalık ilişkisini ye­niden kur(mak için o kişiyi arayıp sor)arsa, Allâh-u Te alâ onun için Zekeriya oğlu Yahyâ ve îsâ (Aleyhi- messelâm)ın sevabından nasip ayırır ve bu kişi o peygamberle cennette şu ikisi gibi (birbirlerine yakın) olurlar.”

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu hadîs-i şerifin sonunda baş parmağı ile orta parmağını birbirine birleştirmiş (ve Âşûrâ gününde ilişkisini kestiği akrabasıyla barışan kişinin cennette zikri geçen peygamber­lerle o kadar yakın olacağını ifade etmiş)tir.

(Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şirati’l-İslâm, sh:217)

 

5) Sadaka vermek. Kütüb-ü semâviyyede şöyle yazıldığı rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde sadaka verirse, sanki (sadaka) isteyen hiç kimseyi (geride) bırakmamış da hepsine sadaka vermiş gibidir. Her kim o günde bir fakire ikram ederse, Allâh-u Te alâ da kabre koyulduğu günde ona yardım eder.”

(Safûrî, Nüzhetul-mecâlis, 1/157)

 

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in bu konuda şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

“Her kim Âşûrâ gününde zerre miktarınca sadaka verirse, Allâh-u Te alâ ona Uhud Dağı miktarınca sevap verir ve bu sevap kıyamet gününde o kişinin mizanında bulunur.”

(Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şirati’l-Îslâm, sh:217)

 

Selef-i sâlihinden bazıları şöyle demiştir: “Her kim Âşûrâ gününde sadaka verirse, bütün sene boyunca (vermeyip de sevabını) kaçırmış olduğu sadakaları vermiş gibi olur.”

(Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 2/89)

 

Âşûrâ günü sadaka vermeyen bir âlimin mahrumiyeti hakkında şöyle bir kıssa zikredilmektedir; bir Âşûrâ günü fakirin biri Reyy (şimdiki Tahran) kadısına gelerek: “Bugünün hakkına Allâh için bana bir şey ver” demiş fakat kadı efendi onun tarafına bakmamış, bu durumu gören bu Nasrânî (Hıristiyan) o fakire istediğini vererek onu memnun etmiş.

 

O gece kadı efendi rüyasında bir altından, bir de kırmızı yakuttan olmak üzere iki saray görmüş ve on­lara kime ait olduklarını sormuş, kendisine: “Aşure günü o fakirin ihtiyacını görseydin, bunlar senin olacak­tı fakat sen hayra mâni olunca bu köşkler falan Hristiyan’a nasip oldu” denilmiş.

Bu rüya üzerine dehşet içerisinde uyanan kadı efendi tanıdığı o Hristiyan’a giderek ona: “Dün fakire yaptığın iyiliğin sevabını yüz bin akçe karşılığında bana sat” demiş ama o Nasrani: “Sen o iki köşkün eski­lerine karşılık yüz bin akçe verecek olsan da, bunu sana vermem” dedikten sonra kelime-i şehadet getirerek kendisine Aşure günü sadaka vermesi vesilesiyle iman nasip olduğunu ve Müslüman olduktan sonra bu köşklere nail kılındığını beyan etmiş.

Yine nakledildiği üzere Mısır’da bir elbiseden başka hiçbir şeyi olmayan bir adam varmış. Âşûrâ günü sabah namazında Amr ibni Âs camisindeymiş. Kadınların dua için o camiye girmesine ancak Âşûrâ günü müsaade edilirmiş. Bir kadın bu zâta: “Allâh için bana bir şey ver de çocuklarıma bakabilmek için ondan faydalanayım” demiş. O zat da üzerindeki elbiseden başka bir şey bulunmadığı için o fakir kadım evinin kapısına kadar peşi sıra getirmiş, eve girdiğinde bir peştemale sarılarak üzerindeki elbiseyi kapının ara­lığından o fakir kadına vermiş, kadın da ona: “Allâh sana cennet hüllelerinden giydirsin” diye dua etmiş.

O zat o gece rüyasında yanında çok hoş kokulu elma bulunan pek güzel bir hûri kızı görmüş, elindeki el­mayı böldüğünde içinde bir cennet elbisesi bulmuş, o hûriye kim olduğunu sorunca o: “Ben senin cennet­teki Âşûrâ adındaki zevcenim” demiş. Bu zat rüyanın etkisiyle uyandığında hânesinin cok hoş bir kokuyla e kaplandığım farketmiş ve hemen abdest alarak iki rekat namaz kıldıktan sonra: “Ey Allâh! Eğer bu rüya hak olup benim cennette böyle bir eşim varsa, beni hemen huzurun al” diye dua etmiş. Allâh-u Teâlâ da duasını kabul etmiş ve bu zat o anda ruhunu teslim etmiş.

(SafûrîNüzhetü’l-mecâlis, 1/158) 

 

6) Gusül (boy abdesti) almak. Bununla alakalı olarak İbni Abbâs (RadıyallâhuAnh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:

“Her kim Âşûrâ gününde gusül abdesti alırsa, ölüm hastalığından başka bir hastalık görmez.”

(Abdülkâdir el-Geylânî, el-Gunye, 2/88)

Eserlerde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde gusül abdesti alırsa, Allâh-u Te‘âlâ’nın katında annesinin onu doğurduğu günkü gibi gü­nahlardan arınmış olur.” (Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şirati’l-lslâm, sh:218)

Ayrıca bir haberde şöyle vârid olmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde iki kere gusül abdesti alırsa, ebediy- yen gözleri hastalanmaz.”

(SeyyidAli Zâde, Şerhu Şirati’l-lslâm, sh:218)

 

7) Sürme çekmek. Bugünde sürme çekmenin faydası hakkında İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan ri­vayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde (bir rivayet içinde misk bulunan) ismid (sürme taşı) ile (gözlerine) sürme çekerse, asla göz hastalığı çekmez.”

(Beyhakî, Şuabü’l-îmân, no:3797, 3/367)

‘İmâm-ı Safûrî (Rahimehullâh)mbeyanı veçhile; Nûh (Aleyhisselâm)gemisine binenler aylarca gemide kalıp Âşûrâ günü Cûdî Dağına indiklerinde suyun rutûbetinden dolayı gözleri kamaşmış, bu nedenle Allâh-u Te ‘âlâ Nûh (Aleyhisselâm)a o gün gözüne sürme çekmesini vahyetmiştir.

(Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/157)

 

8) Bir âlimi ziyaret etmek,

Bu konuda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde bir âlimin meclisine ya da Allâh-u Te’âlâ’yı zikredenlerin bulunduğu bir yere gider de on­larla bir an beraber oturursa, o kişiyi cennete koymak Allâh-u Te alâ üzerine bir hak olur.” (SeyyidAli Zâde, Şerhu Şirati’l-lslâm, sh:217)

 

9 ) Bir hastayı ziyaret etmek. Bu hususta İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir ha- dîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde bir hastayı ziyaret ederse, sanki bütün Âdemoğlunu ziyaret etmiş gibidir.”

(Geylânî, el-Ğunye, 2/88

 

10) Yetim başı sıvazlamak. Tevrat-ı Şerif’te buyrulmuştur ki: “Her kim Âşûrâ günü bir yetimin başım sıvazlarsa Allâh-u Te’âlâ ona (yetimin başındaki) her tüyün karşılığında cennette bir ağaç verir. O ağacın üzerindeki takılar ve zinetler ancak Allâh-u Te’âlâ bilebilir.”

(Safûrî, en-Nüzhe 1/1S7)

İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde eliyle bir yetimin başını okşarsa, Allâh-u Te’âlâ bu yaptığı iş vesilesiyle (o yetimin başındaki) her bir saç tanesine karşılık, o kişiye cennet­te bir derece verir.”

(Abdülkâdir el-Geylânî, el-Gunye, 2/87; Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şi/ati’l-lslâm, sh:218

 

11)  Çoluk çocuğa bolluk yapmak. İbni Mes’ûd (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerif­te Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

 

“Her kim Âşûrâ gününde ailesine genişlik yapar (da ikramlarda bulunur) sa, senenin geri kala­nında da hep (rızık bakımından) genişlik içerisinde olur.”

(Taberânî, el-Mucemul-Kebîr, no: 10007,10/77; Beyhakî, Şuabul-îmân, no:3792,3/36S)

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Benîisrâîre senede bir gün oruç tutmak farz kılındı, o da muharre­min onuncu günü olan Âşûrâ günüdür. Öyleyse siz de o günde oruç tutun ve o günde ailenize genişlik (bolluk) yapın. Her kim malından (vererek) ailesine o günde genişlik yaparsa, Allâh-u Te’âlâ da senenin diğer günlerinde ona genişlik yapar.”

(Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 2/89)

Süfyân ibni ‘Uyeyne (Radıyallâhu Anh) demiştir ki: “Biz bunu elli senedir denedik, bolluktan başka bir şey görmedik.” (Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 2/89)

 

Mâü’l-‘Ayneyn (Rahimehullâh)m beyanı veçhile; İmâm-ı Echûrî (Rahimehullâh) bazı ulemâdan: “Âşûrâ günü hakkında çoluk çocuğa bolluk yapma ve oruç tutmak dışında sahih bir hadîs-i şerîf bu­lunmamaktadır. Diğer hadisler ise zayıf durumdadır” şeklinde bir görüş nakletmişse de faziletli amel­ler konusunda amel etmek hadisin sahih olmasına bağlı değildir.

Bilakis bir kimseye güvenilir bir âlimden bir rivayet yahut Allâh-u Te’âlâ’nın her hangi bir amele hayır ve sevap vereceğine dâir zayıf bir hadis ulaşmışsa o kişinin o rivayetle gereği gibi amel etme­si uygun düşer. Zira Allâh-u Te’âlâ’nm kullarına karşı ihsan ve lütufları, niyetlerindeki samimiyet­ler nispetinde olacaktır. Nitekim Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Müminin niyeti amelinden

hayırlıdır” (Beyhakî, es-Sünenü’s-sağîr, no:2, 1/5; Taberânî, el-Mu’cemul-Kebîr, no:S942, 6/185) hadîs-i şerifinde bu hakikate dikkat çekmiştir.

O halde kul, Rabbinden kendisine ulaşan nakillerin muktezâsıyla amel ederken Allâh-u Te’âlâ’nm fazl-u keremine ve ihsânına itimat etmelidir. (Mâü’l-Ayneyn, Na’tul-bidâyât, sh:167)

 

Mâü’l-Ayneyn (Rahimehullâh)m bu görüşü çok yerinde olup mûteber kaynaklarda geçen hadîs-i şeriflere uygun düşmektedir. Nitekim Câbir ibni Abdillâh (RadıyallâhuAnh)m rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

 

“Her kime, kendisinde Allâh-u Te alâ tarafından, fazilet olan bir şey(le alakalı bir rivayet) ulaşır da Allâh-u Te alâ’ya inanarak ve sevabını umarak onunla amel ederse, o öyle olma(yıp onunla ilgili rivayet gerçek dışı ol)sa da, -o haberi ulaştıran kimse yalancı olsa da- Allâh-u Te alâ o kuluna (bu inancından dolayı) o sevabı verir”

(EbûMuhammed el-Hallâl, no: 19, sh:78; Hasen ibni Arefe, sh:63; Hatîb, Târîh-u Bağdâd, 8/293; Ebu’ş-Şeyh, Mekârimü’l-ahlâk; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, no:57S7, 3/559-560; İbni Abdilberr, Câmi’u beyâni’l-ilmi vefadlih, İlim, no:93,1/103)

 

 

12) Bir kişiye su içirmek. İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde (bir Müslüma- na) bir yudum su içirirse, sanki o kişi göz açıp kapayıncaya kadar bile Allâh-u Te alâ’ya isyan etmemiş sayılır.” (Abdülkâdir el-Geylânî, el-Gunye, 2/88)

 

13)Tırnak kesmek.

14) Bir mümini iftar ettirmek. İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâjdan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ ge­cesinde bir mümini iftar ettirirse, sanki onun yanında bütün ümmet-i Muhammed iftar etmiş ve onların hepsinin karnını doyurmuş gibi (sevaba nâil) olur.” (Ebulleys es-Semerkandî, Tenbîhu’l-ğâfilîn, sh:331; Abdülkâdir el-Geylânî, el-Gunye, 2/87)

 

15) Bin kere İhlâs Sûresi okumak. Bu konuda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyur­duğu rivayet olunmuştur: “Âşûrâ günü İhlas Sûresi ni bin kere okuyana Allâh-u Te alâ rahmet

nazarı ile bakar ve o kişi sıddıklardan yazılır.” (SeyyidAli Zâde, Şerhu Şir’ati’l-İslâm, sh:217-218)

 

16) En az on Müslümana selam vermek. Bu hususta Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde on Müslümana selam verirse, sanki o kişi mahlukat içerisindeki bütün müminlere selam vermiş gibidir.”

(Safûrî, Nüzhetü’l-Mecâlis, 1/156)

 

17) Yolunu kaybetmişe yol göstermek. Kütüb-ü semâviyyede şöyle yazıldığı rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde yolunu kaybetmiş birine yol gösterirse, Allâh-u Te alâ o kişinin kal­bini nurla doldurur.” (Safûrî, Nüzhetul-mecâlis, 1/157)

 

18) Sinirine hâkim olmak. Semâvî kitapların birinde şöyle yazıldığı rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde sinirini bastırırsa, Allâh-u Te alâ onu (Kendi kazâsına ve kaderine) razı olan (bahtiyar)lardanyazar.” (Safûrî,Nüzhetul-mecâlis, 1/157)

 

19-22) Müslümanların yolundan eziyet veren şeyleri kaldırmak, ehl-i İslâm arasım sulh etmek (dargınları barıştırmak), bir Müslümanın cenazesine katılmak ve Müslümanlarla güler yüzle musâfa- ha etmek.

Bu son zikrettiğimiz dört hasleti İmâm-ı Zendûsî (Rahimehullâh) “er-Ravza”isimli eserinde naklet- miştir. (SeyyidAli Zâde, Şerhu Şir’ati’l-İslâm, sh:218)

 

23) Bir Sene Boyunca Hasta Olmamak İçin Yapılacak Bir Amel

Âşûrâ günü bir miktar gül suyuna her birinin başında besmele çekilerek ve suya bakılarak yedi Fâti- ha okunup sonra o gül suyu başa ve yüze sürülürse o kişi bir dahaki seneye kadar illet ve dert görmez. Bu husus tecrübeyle sâbit olmuştur. (MuhammedEbu’l-YüsrÂbidîn, el-Evrâdü’d-dâime, sh:93)

 

24) Muhammed Hakkî Hazretlerinin nakline göre: “Her kim Âşûrâ günü yüz kere Âyete’l-Kür- sî, yüz kere de İhlâs-ı Şerîf okuduktan sonra (ölmüş) anne babası için duacı olursa, onlar müşrik dahi olsalar Allâh-u Te‘âlâ azaplarını hafifletir.” (Muhammed Hakkî en-Nâzilî, Hazînetü’l-esrâr, sh:43)

Ya bir de günahkâr mümin iseler demek ki onlardan azâbı tamamen kaldırır, sâlih mümin iseler derecelerini artırır.

 

25) Âşûrâ çorbası pişirmek. Âşûrâ günü, Âşûrâ çorbası pişirmek ve konu komşuya ikram etmek de Nûh (Aleyhisselâm) dan kalma güzel bir sünnettir. “el-MevridÜl-‘Azb” isimli eserde nakledildiği üzere Nûh (Aleyhisselâm)ın gemisi Âşûrâ günü Cûdî Dağına yerleştiği zaman o yüce peygamber (Aleyhisselâm)

“Yammzda olan rızıkları bir araya getirin” buyurdu. Bunun üzerine biri bir avuç arpa, bir başkası buğday, bir diğeri bakla, bir başkası da mercimek getirmiş. O zaman Nûh(Aleyhisselâm):

“Bunlarn hepsini birlikte pişirin, muhakkak ki siz (kâfirleri boğan tûfandan) kurtulma şerefine erdiniz. Gününüz mübarek olsun” demiştir ki, o gün bugün Müslümanlar Âşûrâ gününde hububat pişirmeyi âdet edinmişlerdir. (Safûrî; Nüzhetü’l-mecâlis, 1/157)