Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Kuran Tilavetleri

Resûl-i Ekrem (sav) âlemlere rahmet olarak gönderilmiş ve O’na en büyük mûcize olarak Kur’ân-ı Kerîm verilmiştir. Karanlıklara ışık, doğru yola rehber ve müminlere rahmet olan Kur’ân-ı Kerîm, doğruyu eğriden ayıran […]

Resûl-i Ekrem (sav) âlemlere rahmet olarak gönderilmiş ve O’na en büyük mûcize olarak Kur’ân-ı Kerîm verilmiştir. Karanlıklara ışık, doğru yola rehber ve müminlere rahmet olan Kur’ân-ı Kerîm, doğruyu eğriden ayıran bir kelâm olarak sözlerin en güzeli ve en doğru yola iletenidir. O Kur’an ki hakîkatin kesin bilgisi, mübârek bir zikir ve büyük bir haberdir. Bütün bir âleme ve özellikle doğru varmak isteyene öğüt, apaçık bir nûr ve gönüllere şifadır.

Kur’ân-ı Kerîm’in bir çok vasfı içinde ön çıkan bir hususiyeti de “el-Kur’ân” ismiyle ‘okunan kitap’ olması ve daha da ötesi okunması ibâdet telakki edilmesidir. Onu ilk olarak Allah (cc) meleklere okumuş ve ta’lim etmiştir.Tabiatıyla Kur’ân’ın ilk muallimi Cenâb-ı Hak, ilk talebeleri melekler olmuştur. İlâhi planda ve meleklere yönelik olarak tecelli eden bu kıraatin mâhiyet ve ta’lim tarzı hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Kur’ân’ın beşer âlemine intikâlinden önce ikinci aşamada gerçekleşen kıraati ise melekî planda olmuştur. Vahiy meleği Cebrâil (as) taraf-ı ilâhîden aldığı emir gereği, Kur’an vahyinin ilk bölümlerini   Hira mağarasında tefekkür ve ibâdetle meşgul olduğu bir esnada Resûl-i Ekrem (sav)’e ta’lîm etmiştir. Kırk yaşlarında vahye muhatap olan Efendimiz (sav)’in risâlet makamında aldığı ilk mesajlar “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” fermân-ı sübhânisiyle başlarken, bir çığlık misâli kâinata yayılan Alak sûresinin ilk beş âyeti yaklaşık yirmi üç yıl süren vahiy ta’lim sürecinin besmelesi olmuştur.

Peygamber Efendimiz (sav)’in Hira’daki uzlet günlerinin devam ettiği bir tarihte, takvimlerin milâdi 610 yılının Ramazan ayının 27. gecesini gösterdiği bir zaman diliminde Cebrâil (as) ilk defa yanına gelmiş ve ona “oku” diye hitap etmiştir. Efendimiz (sav) “Ben okuma bilmem” cevabını verince melek onu kavrayarak sıkmış ve bırakmıştır. Ardından “oku” diyerek hitabını tekrarlayan meleğe yine “Ben okuma bilmem” demiştir. Bunun üzerine melek yeniden sıkmış ve bırakmıştır. Üçüncü hitabına da aynı cevabı alan Cebrâil (as) son kez kendisini sıkıp bıraktıktan sonra Alak sûresinin ilk beş âyetini okumuş ve oradan uzaklaşıp gitmiştir19. Peygamber (sav) böylece ilk Kur’an dersini Hira’da Cebrâil (as)’dan almış, ilâhi kelâmın melekût âleminden beşer planına uzanan sürecinde vahiy meleğinin talebesi olmuştur.

Allah (cc), Kur’ân’ın beşer âlemindeki ilk muhatabı ve aynı zaman da ilk talebesi olan Hz. Peygamber’e Kur’an derslerini alırken nelere dikkat etmesi ve nasıl okuması gerektiği hususunda uyarılarda bulunmuştur. Peyderpey indirilen Kur’ân’ın kendisine tertil üzere (ağır ağır, tane tane) okunduğu, aynı şekilde kendisinin de insanlara dura dura, yavaş yavaş okuması için Kur’ân’ın (âyet âyet, sûre sûre) ayrıldığı hatırlatılarak şöyle buyrulmuştur : “Vahiy henüz tamamlanmadan önce onu bir an evvel okuyup bellemek kaygısıyla acele etme, çarçabuk almak için dilini kımıldatma! Şüphesiz Kur’ân’ı (hâfızanda) toplamak ve okutmak bize aittir. Biz sana okurken sen okunuşunu tâkip et ve o Kur’ân’ı tertil üzere oku!”

Kur’an okumakla emrolunan ve onu tertîl üzere kıraat etmesi istenen Resûl-i Ekrem (sav), her konuda olduğu gibi Kur’ân’ı okuma hususunda da gerek kavlî gerek fiilî sünnetiyle bütün Müslümanlara örnek olmuştur.

Peygamber (sav)’in Kur’ân’ı nasıl okuduğu ve tilâvetlerinde öne çıkan vasıfların neler olduğu hakkında kaynaklarda bazı bilgilere rastlamak mümkündür. Bu bilgiler, O’nun kıraatinde öne çıkan vasıfların gerek namazda gerek namaz dışında okuyuşuna şâhit olan sahâbîlerin tesbitleri çerçevesinde şekillenmekte olduğunu göstermesi bakımından son derece mühim ve kayda değerdir. Biz, konunun daha iyi anlaşılması düşüncesiyle önce ulaşabildiğimiz rivâyetleri vermek, ardından bu rivâyetlerin ışığında nebevî tilâvetin vasıflarını tesbit etmek istiyoruz.

PEYGAMBER (SAV)’İN TİLÂVETİYLE İLGİLİ BAZI RİVÂYETLER :

Âyetlerin mânalarına yoğunlaşarak okumuştur. Zaman zaman bazı âyetler üzerinde tekrarlar yapmış, derin hakîkat ve hikmet ihtivâ eden bölümler üzerinde uzun uzun tefekkürde bulunmuş, rahmet âyetlerinde Allah’tan istemiş, azap ve inzâr âyetlerinde O’na sığınmıştır.

Tilâveti esnasında medlere ve vakıf mahallerine riâyet etmiştir.
Kur’ân’ı Kerîm’i tertil üzere (ağır ağır, tane tane) okumuş, harf ve kelimeleri âdeta tefsir edercesine kıraat etmiştir.

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz ;
Risâlet hayatı boyunca namazda ve namaz dışında Kur’an okuyan Peygamber (sav)’in kıraatlerine bizzat şâhit olan sahâbelerin tesbitlerinin ışığında konuya baktığımızda, O’nun tilâvetlerinde öne çıkan vasıfları şöyle sıralamak mümkündür :

Kur’ân’ın ilk muhatabı ve beşer planındaki ilk muallimi olan Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz hiç şüphe yok ki Allah (cc)’ın kelâmını en doğru, en güzel ve en mükemmel şekilde okuyan tek insandır. Zira O’nun Kur’an ta’liminin senet zincirinde Allah (cc) ile aralarında sadece Cebrâil (as) vardır. Hocası vahiy meleğidir. Yirmi üç yıla yakın bir zaman kendisinden Kur’an dersleri almıştır. İlâhi emre ve hocasının talimatlarına uygun olarak Kur’ân’ın her bir harfini, kelimesini ve âyetini nasıl okuması gerekiyorsa öyle okumuş ve öğrenmiştir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de43 kendisine bu konuda gereken ta’limat verilirken, bunun pratiği kendisine Cebrâil (as) tarafından gösterilmiştir.   

NEBEVÎ TİLÂVETİN ÖNE ÇIKAN VASIFLARI :

İbn Mes’ud (r.a) diyor ki : “Resûl-i Ekrem (sav) benden kendisine Kur’an okumamı istedi. Nisâ sûresini okumaya başladım. Sûrenin ‘Her ümmete bir şâhid, seni de bunlara şâhid getirdiğimizde durumları nasıl olacak’ âyetine41 geldiğimde Peygamber (sav)’in gözlerinden yaşlar boşaldığını gördüm42”.

Kendisine Peygamber (sav)’in Kur’ân-ı Kerîm’i nasıl okuduğunu soran bir sahâbîye Enes b. Mâlik (r.a) : “Peygamber (sav)’in kıraati medli idi (uzatılması gereken harfleri uzatırdı)” cevabını vermiş, ardından ‘bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm’i okuyarak : “Peygamber (sav) besmeledeki bismi’l-lâh’ın lâm’ını, er-Rahmân’ın mîm’ini ve er- Rahîm’in hâ’sını med ile (uzatarak) okurdu27” demiştir.

Peygamber (sav)’in hanımlarından Ümm-ü Seleme (r.ah) :“Peygamber (sav) Kur’an okuduğunda -âyetleri- ayırırdı. ( العاملني رب هلل احلمد ) âyetini okur ve dururdu; ardından ( الرحيم الرمحن) âyetini okur sonra tekrar dururdu28” demiştir. 

Ümmü Seleme (r.ah) Peygamber (sav)’in namaz ve kıraatini soran birine şöyle demiştir : “Sizin namazınızla O’nun kıldığı namaz arasında o kadar fark var ki! Kıraatine gelince, Allah Resûlü’nün kıraati harf harf (okurken âyetler tefsir ediliyormuş gibi) idi”. 

Resûl-i Ekrem (sav)’in gece namazına şâhit olan Ebû Zer el-Gıfârî (r.a) demiştir ki: “Peygamber   (sav) bir gece namazda   ‘Eğer   onlara azap   edersen   onlar senin kullarındır; eğer bağışlarsan hiç şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin’ âyetini sabaha kadar tekrar tekrar okudu”.

Huzeyfe b. Yemân (r.a) Resûl-i Ekrem (sav)’in Kur’an okurken yaşadığı hal ile ilgili olarak şu açıklamalarda bulunmuştur : “Peygamber (sav) namazda rahmet âyetini okuduğunda Allah’tan ister, azap âyetinde O’na sığınırdı; tenzîh32 âyetlerine geldiğinde ise Allah’ı tesbîh ederdi”.

Berâ b. Âzib (r.a) “Peygamber (sav)’i yatsı namazında Tîn sûresini okurken işittim; sesi ve kıraati ondan daha güzel bir kimse görmedim34” demiştir.

Âişe (r.ah)’den gelen bir rivâyete göre, Peygamber (sav) Efendimiz bir gece Âl-u İmrân sûresinin son on âyetini göz yaşları içinde okuduktan sonra buyurmuşlardır ki : “ Bu âyetleri okuyup derin derin düşünmeyen kimseye yazıklar olsun!”

Resûl-i Ekrem (sav) okuduğu Hûd sûresinin 112. âyetinden dolayı “Beni bu sûre ihtiyarlattı” buyurmuşlardır.

Peygamber (sav) Efendimiz her gün Kur’an’dan bir miktar okumayı kendisine vazife edinmişti.   

Ebû Leylâ (r.a) diyor ki : Resûl-i Ekrem (sav) geceleyin nâfile namaz kılarken ben de onun yanında namaz kılıyordum. Azap âyetlerinden birini okuyordu. Âyeti bitirdiğinde buyurdular ki : “Cehennem ateşinden Allah’a sığınırım. Cehennemliklerin vay haline !”

Âişe (r.ah) Allah’ın Nebîsi (sav)’nin Kur’ân’ın hepsini bir gecede (sabaha kadar) okuduğunu hatırlamadığını ifade etmiştir.

Kur’ân’ı hem kavlen, hem aklen hem de kalben tilâvet etmiştir. Dili ile elfâzı tertîl ederken, aklı ile mânaları üzerinde durmuş ve nihayet kalbi ile de Kur’an’dan nasipdâr olmuştur.
Gündüzünde olduğu gibi gecesinde de Kur’an okumaya zaman ayırmıştır.
Bir oturuşta yahut bir gece sabaha kadar sayfalarca Kur’an okumak yerine, her gün bir miktar tefekkür boyutuyla tilâvet etmeyi tercih etmiş, bazan tek bir âyeti sabaha kadar okumaya devam etmiştir.

Kendisine verilen engin hikmet ve fetânet ile okuduğu âyetleri murâd-ı ilâhi doğrultusunda anlayarak tilâvet etmiştir.  

Başkasından Kur’an dinlemeyi sevmiştir.

Okuduğu âyetlerin mânasından etkilenip göz yaşı dökmüştür.  

Kur’ân’ın kalbî ülfet ile okunmasını, uyku ve rehâvet hali içinde okunmamasını tavsiye etmiştir.

Kur’an okumayı en faziletli ve en sevilen amel olarak görmüş,

Kur’ânı en iyi okuyan ve bileni yönetici tayin etmiştir. 

Hülâsa Kur’ân’ı elfâz, ahkâm ve ahlâk boyutuyla tilâvet etmiştir. Elfâzıyla dilin, ahkâmıyla aklın ve nihâyet ahlâkıyla kalbin payını vermiştir; O, hem Kur’an okumuş hem Kur’ân’ı okumuştur.

Yrd. Doç. Dr. Fatih Çollak